15 TEMMUZ VE KÜRESEL GÜÇLER

Türkiye Cumhuriyeti, 15 Temmuz gecesi, tarihinin en büyük saldırı ve tehdidiyle karşılaştığı olaylardan birisine sahne oldu. Hatta ta 1071’den beri bu topraklar üzerinde oynanan oyunların yeni birisi daha sahneye konuldu.

Savaşlar, darbeler, terör ve birçok oyun maalesef ülkemizin ve bu toprakların yakasını bırakmıyor. Çünkü yedi düvelin bu topraklar üzerindeki emelleri hiç sona ermedi ve ermeyecek.

15 Temmuz gecesindeki askeri kalkışma ile ilgili birçok şey yazıldı, çizildi ve söylenmeye devam ediyor. Bunun arkası gelecek diyenler de var, bu yaşanılanların bağıra bağıra geldiğini dile getirenler de, istihbarat ve darbeye karşı koymada yaşanılan ihmaller zincirini trajikomik bulanlar da, hatta tüm bunları bir tiyatro olarak görenler de…

Evet, hepsi bir tiyatronun 15 Temmuz akşamından itibaren başlatılan bir perdesiydi yalnızca. Elbette bu işin perde önündekilerinin ve maşalarının bir zamanlar masum bir cemaat olarak görülen FETÖ paralel devlet yapılanmasına ilişkin olduğu açıkça görülüyor. Ancak sadece bir cemaatle, sadece lokal bir analizle, sadece bir imam silsilesi ile bu oyunu okumak, bugüne kadar yapılan birçok yanlışa yeni birisini eklemekten öteye geçemez.

Bir kilimi nakşeder gibi uzun yıllar büyük bir sabır ve gizlilik içerisinde orduya, emniyete, yargıya ve birçok kamu alanına sızan bu örgütün tek başına hareket ettiğini düşünmek, büyük bir saflık olur. Kendisini bugüne kadar eğitim ve yardım faaliyetleriyle ön plana çıkartıp, Hizmet Hareketi olarak gösteren örgün baş imamının son açıklamalarında “Batı’nın hizmetindeyiz,” demiş olduğuna dikkat çekelim.

Bağımsızlığını ve hürriyetini büyük bedeller ödeyerek kazanmış olan Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden doğarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Ülkemizin ne kadar bağımsız ve nelere bağımlı olduğu hususu ayrı bir tartışma konusu olsa da, ne geçmişte ne Cumhuriyet tarihinde asla yalnız bırakılmadı ve bölgesinde tek başına at koşturulmasına hiçbir zaman müsaade edilmedi.

15 Temmuz sonrası bazı reflekslerle ve örgüt baş imamının bu ülkede uzun yıllardır rahatça yaşadığı gözönüne alınarak, şüpheler Amerika’ya çevrildi. Önce “Durumu izliyoruz” mealinde gelen açıklamaların ardından silik bir demokrasiye güven mesajları ve en son Başkan Obama’nın “Darbeden kesinlikle haberi olmadıkları” yönündeki beyanını işittik. İşte buna kargalar bile gülmez. Zira eğri oturalım, açık konuşalım. Ülkemizde ordu yapısından ve ordudaki gelişmelerden ABD’nin ve NATO’nun haberinin olmaması düşünülemez. Bu işin ne kadar planlayıcısı, ne kadar destekçisi olduklarını kesin kanıtlar olmadan dile getirmek insaflı olmaz, fakat bırakın F-16’ları, uçan kuştan bile haberi olduklarını kabul etmek gerekir.

Avrupa Birliği’nden gelen “Taraflara itidal çağrısı yapıyoruz,” gibi beyanatlar ise tam bir hayal kırıklığı. Bir Avrupa liderinin en yüksek perdeden demokrasi karşıtı bu girişimi kınadığını duydunuz mu? Şimdi bizim hiçbir zaman AB’ye giremeyeceğimizi net olarak anlıyor musunuz?

Bu şüphedeki üzücü bir diğer nokta ise Türk insanın aklına ilk gelenin bu ülkeler olması değil mi? Yani Rusya, Çin, İran veya bir başka ülke yerine sizin en önemli stratejik ortağınız ve müttefiğiniz geliyorsa sanırım, onarılması gereken çok daha büyük problemleriniz var, demektir.

Yalnız ve güzel ülkemiz, hiçbir döneminde rahat olmadı, rahat bırakılmadı. Irak ve Suriye’nin içler acısı halleri ortada ve göstere göstere gözümüzün önünde parça parça edildiler. Bu coğrafya üzerindeki emelleri bitmek bilmeyen emperyalist devletler, çokuluslu büyük şirketler ve gizli birçok oluşum, istediklerini elde edene kadar hiç duracak gibi de gözükmüyor. Maalesef bu cennet vatanın küresel bir tiyatro oyununun ortasında bırakıldığını ve küresel bir saldırının hedefinde olduğunu hissediyorum.

Ergenekon ve Balyoz kumpaslarıyla içi oyulan ordumuza, küresel ve bölgesel kazanların kaynadığı bugün, her şeyden çok ihtiyacımız vardır. Bu ordu, peygamber ocağıdır ve Cumhuriyet’in ordusudur. Onun içine sızmış hainler yüzünden şerefli mazisine leke sürülmesine izin vermeyelim.

 

Hakimiyet milletindir

Şimdi her yere, köprülere, caddelere bu ifadeyi asmaya başladık. Oysa ulusal önderimiz Atatürk, çoktan “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir,” diye dememiş miydi? Hatta demekle kalmayıp, bunu hayata geçirmek için devasa inkılaplara imza atmamış mıydı? Bazılarımız hakimiyeti şeyhlere, cemaatlere, tarikatlara devşirme hayali kurarken bunun her koşulda savunucusu olanlara kulak kesilmedi.

Milli egemenliğe, demokrasiye ve Cumhuriyet’e bundan sonra daha çok sarılalım, bunların kıymetini bilelim. Artık hiçbirinden geriye dönüş yoktur.

15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde ve kazanılan demokrasi zaferinde en başta her ne koşulda olursa olsun, Cumhurbaşkanımız’ın televizyon ekranına çıkıp çağrı yapmasının etkili olduğunu düşünüyorum. Siyasi partilerin meclise, halkın sokaklara koşması ile Türk medyasının darbeye karşı tavizsiz duruşu bu zaferin en önemli faktörleridir. TSK’nın içindeki gerçek vatanseverlerin, Emniyet ve Özel Harekat mensuplarının cansiperane mücadeleleri hiçbir zaman unutulmamalı. Bu zafer, bildiğimiz ve belki de hiç bilemeyeceğimiz birçok kahramanı barındırıyor.

Bir musibet, bin nasihatten iyidir

Bambaşka bir ülkeye uyanarak, geçmişimizi ve geleceğimizi kör kuyulara atma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımız 15 Temmuz sonrası oluşan birlik ve beraberlik ortamı, en büyük kazanım olmuştur. Ancak bunu heder etmeyelim. Çünkü güzel ve iyi şeyleri mahvetme konusunda üzerimize yoktur.

Maalesef bazı yanlış ve kasıtlı politikalarla artan kutuplaşmanın ve toplumdaki gerilimin düşmesi, farklılıklarımızın bir ayrışma değil, zenginleşme ve bütünleşme vesilesi olması en önemli gelişmeler olacaktır.

Biz, hiçbir zaman gül yaprakları dökülmüş yollarda yürümedik. Ayağımızın altında hep dikenler, taşlar oldu. Bazen birbirimizin ayaklarının altına kendimiz koyduk. Ancak gün, artık bir olmak günüdür. Uyanık olmak zamanıdır. Nefret elbet biter, önemli olan toprağın altında mı, üstünde mi bittiğidir. Bunu hiç unutmayalım.

Yoksa ne Malazgirt’in bir kıymeti olur, ne İstanbul’un Fethi’nin. Ne Çanakkale Zaferi’nin, ne de İstiklal Savaşı’nın…

Çünkü bir iç savaşın ve parçalanmanın sadece eşiğinde duruyoruz, hortumla uçup gitmeden önce son dala tutunur gibi birbirimize tutunmalıyız. Hem de sıkı sıkı…

Tüm şehitlerimizin ve 15 Temmuz gecesi tankın, topun önünde duran tüm ruhların aziz hatırası için…
HABERİN AYDINLIK YÜZÜ sitesinden 21.04.2018 tarihinde yazdırılmıştır.